04 Dec 2012 @ 2:56 AM 

Geçtiğimiz senelerde blogda katıldığım bir projeden bahsetmiştim : Gördüm Duydum Biliyorum. Sabancı Vakfı destekli bu projede amaç üniversite öğrenci kulüplerine engellilik olgusunu anlatmak. Bir dizi etkinlik ve kampla bu bilinci bir senede olabileceği düzeyde aşılamayı başardılar sağ olsunlar. IEEE ODTÜ olarak biz de edindiğimiz bu bilgileri ve kültürü hep kullanmaya çalıştık.

Türkiye’ de ilk defa bir üniversitede “Engel Avı“nı Engelsiz ODTÜ ve GDB ekibi ile düzenledik. ODTÜ’ nün engelli arkadaşlarımız için “engel” oluşturan yerlerini işaretledik ve ODTÜ Rektörlüğü’ ne raporladık. Geçen sene attığımız bu tohumların meyvelerini toparlamaya başladık bile. Rektörlük raporlanan alanların bir kaçını “engelsiz” bir hale getirdi. ODTÜ’ den sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi’ nde de Engel Avı düzenlendi. Orda da ODTÜ’ de yakalanan başarı devam etti. Yerel haber sitelerinde haberler yayınlandı.

O zamanlarda temelini attığımız ve tüm hızıyla çalışmalarına devam eden IEEE ODTÜ Sosyal Sorumluluk Proje Grubu (SSPG) 3-9 Aralık Dünya Engelliler Haftası’ nda da etkinliklerine devam ediyor. “Yedi güne yedi viral video” parolasıyla yolan çıkan sosyal sorumlu arkadaşlarımız Dünya Engelliler Haftası’ nın ilk gününde ilk videoyu yayınladılar. Her videoda engellilik ile ilgili bilinmeyen gerçekleri ulaşabildiğimiz kadar insana anlatmayı hedefliyoruz. İlk videomuzda da “Türkiye’ deki engellilerin okur-yazarlık oranı” sorununa değiniyoruz.

Merak edenler için video :

Eğer duyarlı Türk gençleri olarak bu gerçeklerin farkına varabilirsek, çevremizdeki engelleri teker teker ortadan kaldırabiliriz. Sizinle bir anektod paylaşmak istiyorum :

Geçen sene GDB kampı sonrası yaşadığım aydınlanmadan ötürü sanırsam, Kızılay’ da bir kafeye sinirle daldım. Kafenin camında engelliliğe karşı duyarlılıkla ilgili bazı imajlar olmasına rağmen girişinin yüksek kaldırım olması canımı çok sıkmıştı. Bana göre bu ne perhiz bu ne lahana turşusu durumu mevcuttu. Bir hışım ile kasadaki görevliye soruyu yöneltmeye gittiğimde kafenin başka bir girişi daha olduğunu fark ettim. O giriş engelli arkadaşlarımızın kafeye rahatça ulaşabilmelerini sağlayacak düzeyde bir girişti. Kamp öncesi çoğu kez o caddeden geçmeme rağmen o kafe ve kapısı hiç dikkatimi çekmemişti.

Uzun lafın kısası, birileri bizim dikkatimizi çekmedikçe etrafımızdaki engellerin farkına varamıyoruz. Umarım SSPG’ nin bu çalışması 1-2 kişi bile olsa birilerinin at gözlüğünü çıkarmasında yardımcı olur.

Sona yaklaşırken;

Günün Ted videosu : Shimon Schocken: The self-organizing computer course

Günün fotosu :

IEEE ODTÜ IK sonrası yemekte...

Teşekkürler


 03 Dec 2012 @ 1:11 AM 

Merhabalar,

Bugün diğer günlerden farklı bir gündü bugün.  4 yıldır ODTÜ’ de okumama rağmen bugüne kadar haberdar olmadığım talihsiz bir olayın yıl dönümü bugün : 2 Aralık 1977 olayları.

Biraz daha detaya girmek gerekirse;

2 Aralık 1977′de ne olmustu?

ODTÜ’de, 2 Aralık katliamına giden yol, aslında 1977 yılında Milliyetçi Cephe hükümetinin göreve gelmesiyle başlamıştı. .Mütevelli Heyeti Hasan Tan’ı ODTÜ’ye rektör olarak atayınca, öğrencilerin tepkisinin yanı sıra akademisyenler de Hasan Tan görevden alınana kadar öğretime ara verilmesini savunuyor ya da istifa ediyorlardı. “Hasan Tan ODTÜ’ye rektör olamaz!” sloganıyla başlayan ders boykotunun ardından Hasan Tan okulu kapadı yurtları boşalttı.

Bu sıralarda Hasan Tan 400 faşist militanı işçi olarak ODTÜ’ye almıştı. Faşistler ODTÜ’lü akademisyenlerin evlerine bombalı saldırılar düzenleniyor ve baskı kurmaya çalışıyorlardı.

ODTÜ’nün 9 aylık boykot boyunca kaybettiği ilk isim, bugünlerde “A1 Kapısı” olarak bilinen ancak uzun yıllar “Karakaya Kapısı” olarak anılan Eskişehir yolu üzerindeki giriş kapısında jandarma tarafından katledilen ÖTK sözcüsü Ertuğrul Karakaya’ydı. Bunun üzerine Hasan Tan istifa etti ancak ODTÜ’ye işçi olarak alınan faşist militanlardan temizlenememişti.

2 Aralık günü, Rektörlük binasından gelen patlama sesleri üzerine öğrenciler binanın etrafında toplandı. Bu sırada MHP’li militanlar Rektörlük’ün 5. katından öğrencilerin üzerine ateş açtı, 52 öğrenci yaralandı. Yaralanan İbrahim Baloğlu ise kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

(Alıntıdır)

2 Aralık 2012 de ise…

Bugün de yaşanan talihsiz olayın ve haklı 9 aylık direnişin anısına dikilen 9 direkten oluşan bir anıtın önünde ODTÜ’ nün tüm bileşenlerinden oluşan bir güruh halinde anma törenindeydik. Sayın rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Acar’ ın da katılımıyla duyguların karışık ve yoğun olduğu bir ortamdı bugün rektörlük ve kafetarya arasındaki çimlik alan. Sırayla o zamanları yaşamış olan hocalarımız, mezunlarımız konuşmalar yaptılar. Törenin sonunda ise, sıradan, politik aktivist olmaya bir ODTÜ’ lünün o günü kendi penceresinden anlattığı kitaptan bir pasaj okundu. Dinlerken kanım dondu desem yeridir. O günün kelimelerle betimlenmesi bile yeteri kadar sarsıcı iken, o günü yaşayanların hissettiklerini tahmin bile edemiyorum.

Tüm bunların yanında, uzun zamandır bu kadar güzel bir pazar günü geçirmemiştim. Hava tek kelime ile muhteşemdi. Ortağım Teksin Saka ile düşen yaprakların üzerine uzandık, kış güneşinin keyfini çıkardık.

Bu yazımı da burada sonlandırmadan önce;

Günün şarkısı : Sentenced – We Are But Falling Leaves

Günün TED videosu : Ernesto Sirolli – Want to help someone? Shut up and listen!

Günün fotosu :

2 Aralık 1977 olayları anısına...

Teşekkürler

Posted By: msencer
Last Edit: 03 Dec 2012 @ 01:11 AM

EmailPermalinkComments (0)
Tags

 01 Dec 2012 @ 8:58 PM 

Sevgili okurlar,

Sizleri uzun zamandır bensiz bıraktım, farkındayım.  Günlük hayatın o yorucu koşuşturmacasında hep kendimizi “bunu da yapmaya zaman yok diye” telkin ediyoruz. Aksine güzel bir planlamayla hayatta her şeyi yapacak vaktimiz var. Biliyorum fakat uygulama tarafında biraz basiretsiz davranıyorum, üzgünüm. Hatayı bir yerden düzeltmeye başlamak lazım. Şimdi yine, yeni, yeniden bir 30 günlük meydan okuma ile karşınızdayım.

Hatırlarsanız önceki yazılarımın birinde TED’ de izlediğim bir videodan nasıl etkilendiğimi anlatmıştım. Geçenlerde aklıma takıldı, uzun zamandır kendime, hayatıma meydan okumamıştım. Geçen günlerin, ayların aslında hayatımda iz bırakacak kadar anlamlı geçmediklerini fark ettim. En azından 2012 biterken bu duruma bir son vermek için kolları sıvadım. Her zaman arka cebimde taşıdığım küçük not defterime karalanan bir kaç fikir, geçen günlere meydan okumaya dönüşü verdi sihirli bir şekilde.

Aralık 2012 – “Hektorrr!!!!”

Kaç taneniz hatırlar Truva filminden, Akhilleus’ un Truva’ lı Hektor’ a surların altından bağırış sahnesini. Biz ODTÜ 8. Yurt’ lular hiç unutmayız mesela.

Ben de Akhilleus gibi hayatıma meydan okudum ve bu 30 gün için hayatımda şu değişiklikleri yapmaya karar verdim.

  • Hayatından dizileri çıkar!

Benim gibi yurtta yaşayan bir öğrenci için zor bir karar emin olun. Sabah kahvaltılarda, öğlen yemeklerinde, akşam yemeklerinde vazgeçilmez haline gelen Amerikan dizileri… Yaklaşık 10 tane diziyi aynı anda takip edince önemli miktarda zamanımı dizi izlemek ile geçiriyordum. Artık geçen o zamana üzülür oldum, açıkçası. En kısa dizi 20dk, benim takip ettiklerimin çoğu ise 40dk. Haftada yaklaşık 300 dakikalık zamanımı dizilere harcıyorum. Bu süreyi daha yararlı işler için kullanacağım bu 30 günde. TED videolarına tam gaz devam…

  • En az 30dk spor yap!

Bir bilgisayar mühendisi adayı olarak görevimi çok iyi yerine getiriyorum : oturuyorum. Her ne kadar ODTÜ’ de daha ring kullanmamış, her yere yürüyerek gitmiş olsam da, düzenli bir spor yapmışlığım da yok! Her seferinde bir heves başlayıp, 1 hafta sonra bırakıyorum. Bakalım bu sefer ne olacak.

  • Her gün bir adet fotoğraf çek!

Bir hayalim var, kendi profesyonel fotoğraf makinemi almak. Bu meydan okumada hak edip etmediğimi ölçmek istiyorum açıkçası.

  • Her gün bir blog yazısı yaz!

Herhalde en çok önemsediğim madde de bu madde. Yazma beni çok rahatlatan bir meditasyon şekli. İçimi dökebiliyorum, sizlerle önemli gördüğüm, hayatımda iz bırakan olayları paylaşabiliyorum. En önemlisi bir içerik oluşturuyorum. Bu da bana kendimi önemli hissettiriyor. Önümüzdeki 30 gün boyunca her gün değişik konularda yazıyor olacağım.

Uzun lafın kısası, önümüzdeki 30 günün hayatımda özel bir anlamı olacak. Sizin için de geç değil. Siz de meydan okuyun bu monoton, anlamsız geçen hayata.

Günün TED videosu için buraya tıklayın!

Günün fotosu :

IEEE ODTÜ CS

IEEE ODTÜ CS Unity3D Eğitiminden bir kare!

Görüşmek üzere.

Posted By: msencer
Last Edit: 01 Dec 2012 @ 08:58 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags

 30 Mar 2012 @ 12:50 PM 

Günlerden bugün…İnternette aylak aylak dolanırken birden karşıma çocukken aşık olduğum oyun olan Prince of Persia’ nın yaratıcısının blog sayfası çıktı. Biraz kurcalarken aslında PoP’ nin yaratılış sürecinin ne kadar komik olduğunu öğrendim :) Vatandaş bir kitap bile yayınlamış bu konu hakkında. Hem de sudan ucuz 7.99$. Video’ nun linkini aşağıda bulabilirsiniz.

Making of Prince of Persia

Tüm bunların dışında, sevgili Jordan Mechner’ ın biz oyun tasarımcılarına bir kaç tane de öğüdüne rastladım. Hemen içimden bir blog post atmak geldi. Öğütler de aşağıdaki gibi. Haydi kalın sağlıcakla.

  1. Prototype and test key game elements as early as possible.
  2. Build the game in incremental steps – Don’t make big design documents.
  3. As you go, continue to strengthen what’s strong, and cut what’s weak.
  4. Be open to the unexpected – Make the most of emergent properties.
  5. Be prepared to sell your project at every stage along the way.
  6. It’s harder to sell an original idea than a sequel.
  7. Bigger teams and budgets mean bigger pressure to stay on schedule.
  8. Don’t invest in an overly grandiose development system.
  9. Make sure the player always has a goal (and knows what it is).
  10. Give the player clear and constant feedback as to whether he is getting closer to his goal or further away from it.
  11. The story should support the game play, not overwhelm it.
  12. The moment when the game first becomes playable is the moment of truth. Don’t be surprised if isn’t as much fun as you expected.
  13. Sometimes a cheap trick is better than an expensive one.
  14. Listen to the voice of criticism – It’s always right (you just have to figure out in what way).
  15. Your original vision is not sacred. It’s just a rough draft.
  16. Don’t be afraid to consider BIG changes.
  17. When you discover what the heart of the game is, protect it to the death.
  18. However much you cut, it still won’t be enough.
  19. Put your ego aside.
  20. Nobody knows what will succeed.
Posted By: msencer
Last Edit: 30 Mar 2012 @ 12:50 PM

EmailPermalinkComments (0)
Tags

 31 Dec 2011 @ 11:35 PM 

Eveeet bir yılı daha geride bıraktık! Yaşlandık azizim, yaşlandık. İnsanlar da deliler gibi bir şeyler paylaşıyorlar, iyi yıl dileklerini dile getiriyorlar. Ben de hem geçmiş yılın kendimce bir analizini yapayım, hem de yeni yıldan beklentilerimi dile getireyim dedim. Hemen başlayalım :)

2011 – Hayatımın en kötü yılı!

Bilmiyorum 2011′ e çok mu haksızlık yapıyorum ama hayatımın en kötü diyebileceğim, ya da bana öyle hissettiren yılı 2011 oldu. Tüm hayat parametrelerim(aşk, okul, iş, arkadaşlar…) dibi gördü heralde. Tamam bütün yıl olmasa da özellikle 2.çeyrek ölümcüldü. Aşağıda detaylı bir “2011- MSK” yıl analizi görebilirsiniz.

Birinci Çeyrek – “Her şey güzel olacak!”

Sene güzel başlamıştı. Hayatımda ilk defa aile bireylerimden ayrı bir şekilde kutladım yılbaşını. Değişikti! Dersler deseniz onlarda da bir sorun yoktu. Kendi şirketim olmasına karşın 2.2 gibi bir ortalama yapmayı başarmıştım. Dönem ortasında hayatımı çok değiştiren bir olay oldu; kız arkadaşımdan ayrıldım. Tüm bu olaylardan sonra döneme hızlı bir başlangıç yaptım. Topluluğa daha çok yöneldim. Spor yapmaya başladım, her sabah 6′ da kalkıp ip atlıyordum. Arkadaşlarımla bolca zaman geçirme şansı yakalamıştım. Çünkü artık hayatımda bir şirket yoktu! Batmıştı! Olsun o da bir deneyimdi sonuçta :) Yakın arkadaşlarımdan biri ile bir para mevzusu yüzünden sıkıntı yaşadık, o durum üzücüydü. Şu an aramızda bir sorun yok ama :) Ondan sonra Kampüs Gelişim Günleri 2011 etkinliğini düzenledik. Orada bir çok yeni güzel insanla tanıştım. Topluluğa daha da ısındım. Derslere gidiyordum, not alıyordum 7 sene sonra :P . Neyse ilk 3 ay Ocak-Şubat-Mart orta halli geçti :)

İkinci Çeyrek – “KABUS”

Kabusum oldu bu çeyrek. Birden her şey yerle bir oldu. Derslere gittim, not tuttum ama öyle notlar geldi ki ilk midterm’ lerden akıllara zarar! İki İlkokul arkadaşımla iş yapmaya çalışmak gibi bir hata yaptım. Onlarla ters düştüm. Önem verdiğim bu insanlarla aramız bozuldu. Kız arkadaşımdan ayrılma durumu ile ilgili sancılar başladı, onlarla başa çıkmaya çalışıyordum. Bu arada belimle ilgili bir sakatlık oldu. Doktorun ilk teşhisi bel fıtığıydı. O yaştaki birinde bel fıtığı çıkması çok acı ve sıkıntılı bir durum. Bir hafta boyunca yerimden kalkamadım, yatağa mahkum kaldım. Hiç hoş bir durum değildi açıkcası! Tüm bunlarla uğraşırken bir de en çok güvendiğim dersim olan “C” ile ilgili bir ödevde kopya durumu ortaya çıktı. Sıfır aldığımız yetmediği gibi bir de disiplin durumu ortaya çıktı. Hepsi de benim suçum. Sorumsuzluğum yüzünden geç başladığım bir ödevdi ve bir kısmını gerçekten de arkadaşımdan aldım. Hadi ben neyse de benim yüzümden bir de arkadaşımın başını yakmış olduk. Topluluk ile ilgilenmemeye başladım. İşlerimi boşladım. Derslerimin hepsini bırakma kararı aldım. Bu dönem böyle yaşanarak bitmemeliydi. Bir daha düzgün bir şekilde yaşamalıydım. Bu yüzden okulu uzatmayı göze aldım ve tüm dersleri bıraktım!

Yani kısacası kendi hayatım boyunca yaşadığım en kötü ve zor zamanları yaşıyordum. Şimdi geriye baktığımda bir daha yaşamak istemeyeceğim hatta hatırlamaktan da zevk almadığım bir dönem oldu benim için 2011 Nisan-Mayıs-Haziran dönemi.

Üçüncü çeyrek – “Toparlanma zamanı”

Yukarıda bahsettiğim kabustan uyanma durumum aslında bir nebze aldığım bir telefonla oldu. Kendimi çok işe yaramaz biri gibi hissediyordum. Bir gün bir telefon geldi. Telefondaki adam benim profesyonellerle çalışmak istediklerini söylüyordu. Bilginç IT kurumundan Beyhan Bey di arayan. Eğitmenlik teklif ediyordu bana, hayalimdeki meslek! 3 gün havalarda gezdiğimi hatırlıyorum. Aslında o kadar da işe yaramaz olmadığımı hatırlattı tekrar bana bu telefon. O andan sonra saldırmaya başladım tekrar. Hobiler edindin kendime, KENDO, 3 TOP, YO-YO, DIABOLO gibi. Sosyal hayata karışmaya başladım. Tiyatro, sinema, konser takip eder oldum. Arkadaşlarımla ATOM sürecine dahil olduk. Yaz okulunda bir hafta Belçika’ ya gitme fırsatı yaşadım.

IEEE’ ye sarıldım biraz. Kongre dönemi çok önemli bir dönüm noktası oldu benim için. Orda tanıdığım o değerli insanlar hala hayatıma sayısız değer katmaya devam ediyorlar. Çok eğlenceli bir Kongre dönemi geçirdim.

Yaz ayları çok hızlı geçti benim için. Yaz okulu, staj, kongre, tatil derken bir anda bitti o dönem. Çok da güzel oldu. Tam bir toparlanma dönemiydi açıkcası.

Dördüncü çeyrek-”Son demler”

İşte en güzel kısım. Sene başladı, bende yine bir gaz. Süper olacak bu sene. Geçen dönemin acısını çıkaracağız! Hızlı başladım döneme. Her sabah 6′ da kalkıp yürüdüm 1 ay boyunca. Kahvaltılarımı kendim hazırladım. Okulla ilgili tek sıkıntı o sene kaybından dolayı arkadaş grubumdan kopmak oldu. Her ne kadar kopmamaya çalışsam da el mahkum kopuyorsunuz. Derslerimiz, dertlerimiz farklı. Bana uyan zaman onlara, onlara uyan zaman bana uymamaya başladı. Bu yüzden o güzel PAMPALAR grubundan biraz uzak kalmak bana koydu. Derslere gelecek olursak, derslere gitmedim! Bu yüzden notlar yine pek parlak değil. 3 ders alıyorum hepi topu fakat onlarda da maksimum başarı gösteremiyorum. Toplulukta Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak devam ediyorum. Teknik kollardan sorumluyum :) IEEE Türkiye de ise daha önceki yazılarımdan da hatırlayabileceğiniz üzere Computer Society Danışmanı görevindeyim. Kendi projem olan Türkiye Turu‘ na devam ediyorum. 4 farklı il gezdim şimdiye kadar, daha da devamı gelecek! İş olarak bakıcak olursak, ATOM’ da devam ediyoruz, işler yolunda :) Ayrıca bir hayalimin daha yanına tik koyma fırsatı buldum; Bilişim Eğitim Merkezinde Eğitmen olarak görev yapıyorum. Benim için çok değerli bir hedefti bu. Uzun zamandır seminer, eğitim temposu içindeydim, ama bu işi profesyonel olarak yapmak bambaşka bir duyguymuş. Aşk konusunda ise bir gelişme yok! Beklemedeyiz :P

Bugün 4. çeyreğin son günü.

Mutluyum! Umutluyum!

Buradan herkesin yeni yılını kutlamak istiyorum. Umarım hem benim için hem de sizler için bir öncekinden çok daha güzel bir yıl olur :) Gelecek sene başka bir yazıda görüşmek üzere :)


Posted By: msencer
Last Edit: 31 Dec 2011 @ 11:35 PM

EmailPermalinkComments (2)
Tags

 26 Dec 2011 @ 4:56 AM 

Her sabah tok karnına en az iki adet TED videosu izlemeye özen gösteriyorum. “TED ne ki ula ?” derseniz şöyle açıklayabilirim : Açılımı Technology, Entertainment, Design olan dünyanın sayılı zeki, psikopat, tıptan bilişime, sanata kadar bir çok dalda bir şeyler başarmış insanların deneyimlerini, en az kendileri kadar seçkin insanlarla paylaştığı oturumlardan oluşan bir etkinlik. Ben ve bir çok sıradan inasn bu deneyimleri ancak ve ancak ted.com adresinde yayınlanan kayıtlardan izleyebiliyoruz.

Yine bir sabah oturdum ve bir TED videosu açtım. Başlık aynen şuydu : “Try something new for 30 days”. Matt Cutts adında Google’ da çalışan bir bilgisayar bilimcisinin deneyimlerini içeriyordu video. Konusu ise oldukça basit : Hayatınızda hiç yapmadığınız bir şeyi 30 gün boyunca hayatınıza sokun ya da yaptığınız bir şeyi 30 gün boyunca çıkartın. Verilen örnekler arasında, işe bisiklet ile gitmekten tutunda roman yazmaya kadar bir çok meydan okuma mevcut.

Ben de bu videodan feyz alarak kendi ilk 30 günlük meydan okumamı gerçekleştirdim : Çay ve kahvede şeker yok! Yanlış duymadınız ben ki her çayda en az 3 şeker, her kahve de en az 5 şeker kullanan bir insan, 15 gündür hiç şeker kullanmıyorum. Peki ne mi oldu hayatımda? Çok da bir şey değişmedi. Artık çayın tadını daha rahat alabiliyorum. Kahve ise daha bir etkili oluyor.

Bakalım bundan sonraki 30 günlük meydan okuma turunda ne yapacağım. Ben de heyecan içerisinde beklemekteyim. Sizlere önerim ise aşağıdaki linkten videoyu izlemeniz ve kendi 30 günlük meydan okumalarınıza başlamanız! Denedim, güzel oluyo :)

Video : http://www.ted.com/talks/lang/en/matt_cutts_try_something_new_for_30_days.html

Posted By: msencer
Last Edit: 26 Dec 2011 @ 04:56 AM

EmailPermalinkComments (0)
Tags

 26 Dec 2011 @ 3:05 AM 

Merhabalar,

Evet ben durmuyorum, geziyorum. Çok farklı bir hedef uğruna çıkmak istediğim Türkiye Turu’ na IEEE Türkiye ve CS Danışmanlığı sayesinde bu dönem başladım. Aslında amacım bir sosyal girişimcilik macerası için data toplamaktı. Halen bu amaç içimde, derinliklerde bir yerde durmakta. Fakat bu turdaki ana tema Türkiye’ nin değişik illerindeki üniversitelerde geleceğin ta kendisi olan yeni teknolojileri tanıtmak ve bir farkındalık yaratmak. Bu amaç uğruna şimdiye kadar 3 haftada, 3 il ve 3 üniversite gezmiş bulunmaktayım. Bu yazımda yaşadığım güzel anları ve edindiğim kazanımları sizinle paylaşmak istiyorum :)

İlk hedefim Ege(2 Aralık 2011)

İlk durağım İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü oldu. ITYE IEEE öğrenci kolundaki değerli arkadaşlarım, Evren Tuna, Özgür Özzeybek, Kürşat Özdemir ve Seyfi Girgin beni misafir etme nezaketini gösterdiler. Uçaktan indiğim andan Ankara’ ya dönene kadar hiç bir şeyimi eksik etmediler, sağolsunlar çok iyi baktılar bana. Bu arada etkinliğimizin teması HTML 5‘ di. Bu çok konuşulan ve çok yeni olan teknolojiyi yaklaşık 120 kişilik bir kalabalığa anlatmak oldukça heyecan vericiydi. Üstelik sunumumu da 12 saatte hazırlayabilmiştim. İşin aslı HTML5′ i anlatmak içib PowerPoint ya da Prezi kullanmak istemedim. “HTML5′ i en iyi HTML5 ile anlatabilirim” fikrinden yola çıkarak tüm sunumumu HTML5 teknolojisi üzerine oturttum. Oturum oldukça eğlenceli geçti. Benim oturumumdan sonra Türkiye IEEE Kurumsal İlişkiler Danışmanı İsmail Baysal da “Farklılık” temalı bir sunum gerçekleştirdi. Bayağı başarılı bir IEEE reklamı oldu heralde :) .

Sevgili kardeş kollarımız IYTE ve 9 Eylül IEEE benim gelişimin şerefine çok güzel bir parti organize etmişler, etkinlik akşamı tüm yorgunluğumuzu İzmir’ in gözde eğlence mekanlarından birinde atma fırsatı yakaladık. Ertesi gün ise ufak bir İzmir turu sonrasında ben evime döndüm, IYTE tayfası da normal hayatlarına geri döndüler. Bir çok güzel, hatırlanası anı biriktirdik. İzmir’ e tekrar aşık oldum. Kesinlikle hayatımın bir dönemini orada geçireceğim, kafaya koydum.

Sırada Kocaeli var…(9 Aralık 2011)

Bir sonraki hedefim Kocaeli Üniversitesi oldu. Kocaeli IEEE Yönetim Kurulu Başkanı dostum Rümeysa Usca karşıladı beni. Bu duraktaki konumuz Microsoft’ un Mobil dünyadaki silahı Windows Phone 7′ ydi. Mobil dünyaya nispeten yeni katılan bu üyeyi derinlemesine inceledik sevgili katılımcılarla. Ne yazık ki Kocaeli’ ndeki misafirliğim biraz kısa sürdü. Malum etkinlikten bir gün sonra sınavım vardı :) Sınavın nasıl geçtiğine gelecek olursak, başarılıydı bir sorun çıkmadı. O dar vakitte yine iyi anı sığdırdığımızı düşünüyorum. KOU IEEE mensubu üye arkadaşlarım ve katılımcılar etkinliğe oldukça ilgi gösterdiler. Yaklaşık 150 kişilik bir kalabalık ile sürdürdüm oturumu. Biraz bugünden biraz da gelecekten bahsettik. Arada konu siber güvenliğe kadar geldi, nasıl oldu ben de anlamadım ama bu oldu. Sonuç olarak Türkiye Turu’ mdaki güzide noktalardan biri oldu Kocaeli :)

Dumlupınar’ a uğramazsak olmaz!(19 Aralık 2011)

Aslında “ilk size geleceğim” diye onlara söz vermiştim. Kim mi onlar? DPU IEEE! Diğer bir değişle sevgili dostum kulüp başkanı Ahmet Çakırel ve bir o kadar sevgili mentör Akın Aktuğ Aksoy(3A). Kongre döneminden sözleşmiştik ama tarihi bir türlü tutturamadık. Kısmet 19 Aralık’ aymış! Yolculuğa 1 gün öncesinden başladım. İlk durağım Eskişehir oldu. Yakın dostum Onur ile çıktık yola. İlk defa hızlı tren macerası yaşamış bulundum bu yolculuk sırasında. Sonrasında Onur ve Ömer ile Eskişehirde mükellef bir kahvaltı yaptık. O güzel kahvaltıdan sonra bir tren yolculuğu daha yaparak güzel şehir Kütahya’ ya ulaştım. Gerçekten kusursuz bir misafirperverlik ile karşılaştım. Ahmet ve Akın kesinlikle elimi cebime attırmadılar. Sırf ben yürümek istiyorum diye kaleye kadar o yağmurda benimle yürüdüler. Bu arada Ahmet’ in evinde de davul seti var, 10 Numero ! Neyse, güzel bir fasıl ile geçirdik ilk geceyi. Diğer gün etkinlik salonuna gittiğimde gözlerime inanamadım. Yaklaşık 200 kişi ile karşı kaşıyaydım. En önde hocalar arka sıralarda meraklı gözlerle bakan öğrenciler. Konumuz ise HTML5! Sunum gayet başarılı geçti. Bir plaket bile verdiler bana. Böylece hayatımda bir seminerde ilk defa plaket almış oldum. Bu yönüyle de Dumlupınar çok farklı bir yer edindi benim gönlümde. Uzun lafın kısası çok sevdiğim dostlarımla çok güzel bir haftasonu geçirmiş oldum! :)

Kapanış

3 şehir gezdim, 3 haftada. Yorucu oldu, evet. Ama verdiği keyif paha biçilemez. Aynı amaç uğruna çalıştığım arkadaşlarımla bir araya gelmek, onlarla fikirlerimi paylaşmak çok ayrı bir deneyim. Keşke herkes benim bu yaşadığım duyguları yaşama fırsatı yakalasa :) Buradan yine bu üç şehirde de zaman ayırıp beni ağırlayan, krallar gibi yaşatan, hayatım boyunca unutmayacağım bu anlarda bana eşlik eden tüm dostlarıma çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız!

Bundan sonraki bilinen hedefim İTU(2 Ocak 2012). Orada da HTML5 anlatacağım. Orayı da konu alan başka bir yazıda görüşmek üzere! :)

Posted By: msencer
Last Edit: 26 Dec 2011 @ 04:41 AM

EmailPermalinkComments (1)
Tags

 28 Nov 2011 @ 2:05 AM 

Merhabalar,

Bundan 5 ay önce ben ve arkadaşlarım (Akın-Onur-Kerem) ile birlikte bir maceraya atıldık : Girişimcilik. METUTECH ATOM( Animasyon Teknolojileri ve Oyun Geliştirme Merkezi ) bünyesinde oyun sektöründe işlev gösteren bir startup olma yolunda ilk adımımızı sevgili babamdan esinlendiğim bir proje fikri ile attık. Fikir güzeldi, biz de biraz süsledik. Mitoloji ekledik içine, hikaye kattık ve sıfır model bir oyun fikrimiz oldu. Bu fikir ile ATOM elemelerinde ilk aşamayı geçmeyi başardık. Sıkı bir eğitim programı vardı önümüzde . Oyun dünyasının saygın isimlerinin konuşmacı olduğu seminerlerden tutun da bilişim hukuku ve fikri, mülki hakların nasıl korunacağına dair eğitimlere kadar çok geniş bir yelpazede bir çok eğitim aldık.

Eğitimler sonucunda iş planımızı ve sunumumuzu hazırlayıp juri önüne çıktık. Şansımız bizi terk etmişti. Çok geliştiremediğimiz, ham kalan fikrimiz red cevabı aldı jüriden. O andan itibaren kara kara düşünmeye başladık: Ne olacak sonumuz?

Aldığımız bu kötü haberle yıkılmadık, çok geçmeden iyi haberler de gelmeye başlamıştı çünkü. Bir ajans inhouse yazılımcılar arıyordu. ATOM yöneticisi Emek Bey de bizi önermişti. Tüm bunların üstüne toplantılar başladı ve bahsettiğim ajans bize yatırım yapma kararı aldı(insana yatırım…).  Tek eksiğimiz birlikte çalışabileceğimiz bir ofis ortamıydı artık.

Uzun lafın kısası bugün sabahtan itibaren bu sorunu da çözmüş durumdayız. ATOM’ da bize de artık birer masa var. Bugün ilk defa dördümüz bir araya geldik ve 2-3 saatliğine de olsa birlikte birşeyler yapmanın keyfine vardık.

Ben hala ATOMdayım. Biraz önce günün ilk öğününü yedim. Heralde ATOM’ da sabahlamanın verdiği keyiften olsa gerek, hayatımda yediğim en güzel “Rambo”ydu :) . Neden mi bu yazıyı yazıyorum? Çünkü düşünüyorum, uykusuz geceler…sosyal hayattan bir nebze de olsa çekilmek nelere yol açabilir? Korkuyor muyum? Belki biraz…

Sizinle de paylaşmak istediğim bir yazı okudum ve bu düşüncelerimden biraz uzaklaştım. Bilmeniz gerekiyor ki, bu yola çıktıktan sonra başarılı olmak istiyorsanız, uykusuz da kalacaksınız aç da! Yeri gelecek yakın bir arkadaşınızın doğum gününe gidemeyeceksiniz! Bunları göze almıyorsanız bu yola en başından girmeyeceksiniz. Benim çıkarımım bu oldu açıkcası :)

İşimin başına geri dönme zamanı geldi dostlar. Size sıcak yataklarınızda iyi uykular, benim için yapılacak daha çok şey var :)

Posted By: msencer
Last Edit: 28 Nov 2011 @ 02:05 AM

EmailPermalinkComments (3)
Tags

 01 Nov 2011 @ 10:34 AM 

Selam,

Silverlight ile geliştirme yaparken herşey iyi güzel hoş ama sıra layout tasarımına gelince işler biraz gıcıklaşabiliyor. Eğer uygulamanızın boyu ekran çözünürlüğüne göre biraz büyük gelirse sayfanın bir kısmı ulaşılamaz hale geliyor. Bu durumu kökten çözmenin bir yolu yükleyeceğiniz içeriği bir ScrollViewer kontrolüne yükleyin, onu da kullanıcıya gösterin.

Bunu yapmak için önce App.xaml dosyasına gidip Application_Startup metodunu bulun. Sonra altına da aşağıdaki kodları ekleyin.

[VB]

Dim scroller As New ScrollViewer
scroller.HorizontalScrollBarVisibility = ScrollBarVisibility.Auto
scroller.VerticalScrollBarVisibility = ScrollBarVisibility.Auto
scroller.Content = New MainPage
Me.RootVisual = scroller

[C#]

ScrollViewer scroller = new ScrollViewer();
scroller.HorizontalScrollBarVisibility = ScrollBarVisibility.Auto;
scroller.VerticalScrollBarVisibility = ScrollBarVisibility.Auto;
scroller.Content = new MainPage();
this.RootVisual = scroller;
Aslında işlem bu kadar kolay. Bundan sonra MainPage.xaml dosyasının içerisindeki içerik önce bir ScrollViewer’ a yüklenecek sonra da ana görsel olarak o ScrollViewer ekrana yansıtılacak.
Herkese iyi kodlamalar!
Posted By: msencer
Last Edit: 01 Nov 2011 @ 10:34 AM

EmailPermalinkComments (0)
Tags
Tags: ,
Categories: Silverlight

 30 Oct 2011 @ 10:03 AM 

Merhabalar,

Yaklaşık bir 2 ay sonra bu yazıyı yazma fırsatı buldum, birazcık geç oldu sanki. Size çok güzel bir projeden bahsetmek istiyorum aslında. Türkiye Gençlik Birliği Derneği(TGBD)’ nin yürüttüğü, Sabancı Vakfı destekli bir proje Gördüm Duydum Biliyorum. Amaç ne diye soracak olursanız : üniversite öğrenci topluluklarına engelli yaklaşımı kazandırılması.(Detaylı bilgi için : http://bit.ly/ryS5mH). Biz de bu projeye IEEE ODTÜ ve IEEE ODTÜ EESTEC olarak, yukarıda belirtilen amacı yerine getirmek için proje ortağı olarak dahil olduk. Şimdiye kadar 10′ dan fazla buluşma ve etkinlik yaptık ama benim için en değerli olanı Ankara İlci Hotel’ de düzenlenen kamptı. Kamp süresince engellilik konusunda ne kadar cahil olduğumu, aslında Türkiye gerçeklerine o kadar da yakından bakamadığımı anladım. Çok değerli konuşmacılar bizlere engelliliği anlattılar. Hem engellilikle tanıştık, hem de çok değerli yeni engelli arkadaşlar edindik. Sizlere konuşmalardan aldığım notlardan bir kuple yazmak istiyorum şimdi :)

İşitme Engelliliği

Bu projenin destekçilerinin başını işitme engelli dostlarımız çekiyor.  Çankaya İşitme Engelliler Gençlik Spor Klübü Derneği yönetim kurulu başkanı Nihat bizlere işitme engellilerle ilgili toplumsal sıkıntıları anlattı. Aldığım notlar arasında;

  • İş bulmak çok zor, iş verenler genellikle işitme engelli vatandaş çalıştırmak istemiyor.
  • Çevirmen eksikliği yaşanıyor, yeteri kadar çevirmen yok Türkiye’ de.
  • Kamusal alanlarda (hastane, karakol..vb) iletişim sıkıntısı yaşıyorlar, hastalandıklarında doktorlara sıkıntılarını anlatamıyorlar.
  • En büyük sıkıntılardan biri Türkiye’ de kullanılan ortak bir işaret dili yok. Ankara işaret dili ile İstanbul işaret dili çok farklılık gösteriyor.(Alfabede bile farklılıklar var). Bu yüzden bir ortak dil geliştirme çalışmalarına devam ediliyor.
  • İşitme engeli ırsi. Baba eğer işitme engelli ise çocuğun da olma olasılığı bayağı fazla.

Ortopedik Engellilik

Diğer bir yoğunlaşma grubu ise ortopedik engelliler idi. Bu konuda da en çok dikkatimi çeken Süleyman Akbulut’ un yaptığı sunumdu. Süleyman abi 90′ lı yıllarda Gazi Üniversitesin’ de okurken geçirdiği bir trafik kazasından sonra belinden altını kullanamaz hale geliyor. Yaklaşık 2 yıl evden çıkmak dahi istemiyor. İlerleyen zamanlarda bu düşüncesini yenip sosyal hayata dahil olmak için elinden gelen her türlü savaşı veriyor. Benim anladığım kadarıyla açtığı ve kazandığı davalarla devletin tatlı baş belası :) . Ayrımcılığı Önle ! platformunu da yöneten kişi kendisi. Şimdi onun konuşmasından aldığım notlara değinmek istiyorum.

  • Hak temellilik ve yardım temellilik kavramlarının üzerinde çok durduk. Mesela bizim okulda da sürdürülen bir kampanya var, Mavi Kapak Toplama. Kampanya süresince toplanan kapaklar ile bir çok yürüme engelliye sandalye sağlanacak deniyor. E peki kardeşim, bu iş devletin görevi değil midir? Devlet kendi engelli vatandaşına bir sandalye veremeyecek kadar aciz midir? Ki nitekim devlet zaten her engelli vatandaşına sandalye vermektedir ve bu bir haktır! Herhangi bir kampanya ile devletin üstünden bu sorumluluğu almak yanlıştır. Yardım temellilik ise daha çok pozitif ayrımcılık ile engelli vatandaşlarımızın sosyal ve kamusal hayata entegrasyonunu kolaylaştıracak hareketlerde bulunmaktadır. Pozitif ayrımcılığı iyi anlamak lazım! Amaç bir handikapı ortadan kaldırmak olmalıdır, bunun dışındaki aksiyonlar ayrımcılığa girer.
  • Ortopedik engellilik üzerine olan terimlerin gelişim sürecine baktık biraz. 1960′ larda Sakat kelimesi kullanılırken sağolsun Türk filmeri bu terim yerini 1970′ lerde Özürlüye bırakıyor. İlerleyen zamanlarda yani 1980′ lerde şu an da kullandığımız Engelli kavramı oluşuyor. Fakat her birinde azalarak da olsa acıma anlamı devam ediyor.
  • Bir engellinin sosyal hayata katılımı için tüm koşullar olgunsa, bedensel, duyusal, zihinsel bir rahatsızlığı olan bir birey, rahatsızlığı olmayan bir birey gibi hayata karışabiliyorsa Birleşmiş Milletlere göre engellilik durumu yok!
  • Süleyman abinin değindiği diğer bir husus ise Türk milletinin empati anlayışındaki bozukluk. Bizler bir tiyatro terimi olan “başkasının ayakkabısını giymek” aşamasında sıkıntı yaşıyan bir milletiz bence. Sorunlarımızın bir çoğu(!) bu durumdan kaynaklanmakta.

Genel hatlarıyla notlarım bunlar. Umarım sizde okuduktan sonra bazı durumları içselleştirir ve günlük hayatta engelliliğe karşı taktığınız at gözlüklerinizden kurtulursunuz. Bana at gözlüklerimden kurtulma imkanı sağlayan bu projeye ve projeyi hayata geçiren dostlarım, abilerim, Musa Çopur’ a, Murat Alkan,’ a Tagi Khaniyev’ e ve bizim projeye dahil olma sürecimizi hızlandıran eski IEEE ODTÜ Yönetim Kurulu Başkanı Nur Hilal Gerçek’ e ve sevgili Mehmet Arkın Çoban’ a çok teşekkür ederim.

Posted By: msencer
Last Edit: 30 Oct 2011 @ 10:04 AM

EmailPermalinkComments (0)
Tags





 Last 50 Posts
 Back
Change Theme...
  • Users » 1
  • Posts/Pages » 41
  • Comments » 26
Change Theme...
  • VoidVoid « Default
  • LifeLife
  • EarthEarth
  • WindWind
  • WaterWater
  • FireFire
  • LightLight

About



    No Child Pages.

Trails



    No Child Pages.